Wednesday, September 7, 2011

KACIS


Bir silkinemedin, uzerinden su yorgun, agir topragi bir turlu atamadin. Yasin mi ilerledi, hayat mi artik agir gelmeye basladi, sorumluluklarini yerine getirmeye calismak mi yoksa butun enerjini tuketti? Insan hic yapayalniz kalmanin hayalini kurar mi? Her seyden kacmanin? Her seyi geride birakmanin, bir kendisini alip gitmenin hayalini? Neresi olmasi onemli degil? Ne kadar kalinacagi da? Bir sen olacaksin, bunca yil herkesi dinledigin gibi, bir de kendini dinleyeceksin, biraz kendinle basbasa kalacaksin, kendinle konusacaksin, biraz da kendine emek harcayacaksin. Konusmayacaksin hatta, hic bir sey yapmayacaksin, hic bir seye yetisme derdinde olmayacaksin, pacalarindan seni cekistiren birileri olmayacak. Zaman kavraminin olmadigi bir yere gideceksin. Agir agir yapacaksin her seyi yada hic bir sey yapmayacaksin. Boyle bir hayali kurar mi insan?

Kurar yaa, kurmaz olur mu? Ne guzel demis sair:


Bugunlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasina,bir baska ülkeye,daglara, uzaklara...
Hayatindan memnun olan yok. Kiminle konussam ayni sey...
Her seyi, herkesi birakip gitme istegi.
Öyle ''yanina almak istedigi üç sey'' falan yok.
Bir kendisi.


Kalemine saglik Can Yucel!

Gidecek gitmesine de, gittikten sonra baska kuracak hayali kalmaz diye gitmiyor. Insanin son hayali de gerceklesirse, onu hayata ne baglar?

Thursday, April 22, 2010

KOMSUM

Azrail bu sabah bizim sokaktaydi.

Yandaki komsumu alip goturdu.

Cok yasli sayilmazdi. Belki 70'lerinde. Emekli olup da hayatini yasamaya calisanlardan biriydi.

Son bir yildir kanserdi.
Yenemedi.

Bahcesine, ciceklerine adamisti kendini. Surekli benim bahceme bakar ve kendi bahcesiyle kiyaslardi.

En son aldigi cicek pembe begonvildi. Ondan sonra da bahcesine hic bir cicek almak istemedi. Hic bir cicege bakmadi. Hic bir cicegi sevmedi. Arada bir elindeki bastonuyla, agir agir bahcesinde dolasirdi, hepsi o.  Evinin 2. katindaki, asagiya muhtesem bir selale gibi sarkan ve gorenlerin -acaba sahtemi- diye dusundugu, o gur, canli kirmizi sardunyalarini bile bakamadigi icin kestirmek zorunda kaldi.

Son bir yilini neredeyse tek basina gecirdi, arada bir oglunun ugradigi hafta sonlari haric. O sokagi goren, kapinin onundeki koltukta gecti gunleri. Karisindan yllarca once ayrilmisti. Evli kizi hic arayip sormamisdi. Torunlari o gozu gibi baktigi bahcede hic kosturmamisti. Hic ailesiyle beraber o nefis ciceklerin oldugu bahcede, kahkalar icinde yemek yememisti. Yapayalnizdi. Yapayalniz yasadi ve yapayalniz oldu. Kendi secimimiydi? Ne oldu? Kimbilir? Nasil bir ofke, nasil bir aci olabilirdi -bir kizin olum yatagindaki babasini aramamasi icin?

O koltukta son gunlerinde neler dusunmustu? Kimbilir ne pismanliklar, kimbilir ne kirginliklar icindeydi.

Olum degilde, en cok olumu yapayalniz karsilamak koyuyor insana.

Biz insanoglu ne kadar aciziz. Ne kadar zavalliyiz. Aslinda ne kadar bir hic'iz.

Monday, December 28, 2009

2010' a GIRERKEN SOKAK DOLUSU HOMELESS'LAR

Gunesin batisiyla birlikte, nereden, hangi koseden ciktiklarini bilemedigim homeless'lar baslari onlerinde yollara dokulmustu yine. Bazilari tek basina, bazilari minik guruplar halinde agir adimlarla yuruyorlardi. Cogunun ellerinde, bir marketten yuruttukleri alisveris arabasi. Arabanin icinde hic su ve sabun yuzu gormemis battaniyeleri ve kucuk bir gazete kagidina sarilmis yemekleri. Belli ki geceyi gecirmek icin her zamanki yerlerine dogru gidiyorlardi. Acaba dun aksam kaldiklari yerde bu aksam da kalabileceklermiydi? Bazen kaldiklari o koselerin sahipleri, onlari oradan uzaklastirmak icin ilave onlemler alirdi. Mesela parklarin etrafina kalin demirler cekmek gibi.

Oldum olasi acimisimdir bu homeless'lara. Kimbilir her birinin ne hikayesi vardir. Kimi butun gun, bir duvarin uzerine oturur ve birinin yolunu gozler. Ertesi gun yine ayni duvarda, yine butun gun, gozunu ufuktan ayirmadan o hic gelmeyen kisiyi bekler. Kimi kuaforden yeni cikmis saclari ve elinde en iyi marka bavullari ile yolculuga gider gibidir. Kimi de bu homeless'larin Harvard mezunudur. Doktoralidir. Her birinin anlatmakla bitmeyecek ayri ayri hikayesi vardir.



Insan bir kere aklini yitirmeye gorsun. O etrafindaki sevgililerin hepsi birer birer yok olur. Insan bir kere dusmeye gorsun. Dusenin dostu, dunyanin hic bir yerinde olmaz. Amerika'da ise dusenin ne dostu, ne akrabasi, ne cocugu, hic bir seyi olmaz. Yalnizca sokaklar kucaklar seni. Buz gibi sokaklar bagrina basar seni. Insanlarin tuketemeyip, yarim biraktigi yemekleri coplerden toplayarak karnini doyurmaya calisirsin. Cunku Yaradan insanin icine, her kosulda ayakta kalma arzusunu vermis bir kere.

Eskiden sabahin kor bir vaktinde, buz gibi bir havada ise giderken, kafalarini -kirden rengi donmus yorganlarinin icinde saklayan ve isinmaya calisan bu homeless'lari gorunce icim parcalanirdi. Son zamanlarda ise bunlara, coluk, cocuk eklenmeye basladi. Sayi artmis. En iyi ihtimalle artik her 50 cocuktan biri sokaklardaymis. Yuregin dayanabilirse bak. Insan o kucucuk bedenleri sokaklarda gormeye tahammul edemiyor. Oysa, her sey bir anlik Amerika'da. Bir anda isini kaybedebilirsin, uc ayda evini kaybedebilirsin, sonra bir muddet arabanda yasarsin ve sonra arabanda bozulunca sokaklara dusersin...Buz gibi sokaklara...

Annemin hep iki duasi vardi: "Allah'im bizi aclikla terbiye etme", "Allah'im sen aklimizi basimizdan alma". Amin.

2010'a girerken, annemin bu duasini butun insanlik icin istiyorum. Rabbim yarattigin hic bir kulunu aclikla terbiye etme. Rabbim hic bir kulunun aklini basindan alma". AMIN.

Thursday, September 10, 2009

SANTA BARBARA

Temmuz 2009'da cocuklari Turkiye'ye gonderdikten sonra, kari-koca yaptigimiz bir hafta sonu gezintisinden bu fotograflar... Nedense tren yolculuklarini hep cok sevmisimdir. Her halde trenle gunlerce, gecelerce yolculuk edebilirim. Bunun en yakin ornegi, Istanbul'dan sabah 8'de trene binip gece 3'de Kayseri'ye varmam ve yaptigim tam 19 saat yolculuk sonunda hala bikmamis olmamdir. O yuzden San Diego'dan oglen 12'de binip aksama dogru 6 gibi Santa Barbara'ya varmak dogrusu bana hic de uzun bir yolculuk gibi gelmedi:).
Santa Barbara, herhalde Kaliforniya'daki en guzel yerlerden biri. Uzun plajinin yani sira, buyuk bir yat limani var. Los Angeles'da ki zenginlerin, artistlerin hafta sonu (yada hafta arasi) kactiklari, kafa dinledikleri bir yermis. Michael Jackson'da Santa Barbara'da evi olanlardan biriydi. Fakat zenginlerin yogun olarak yasadiklari bir yer olmasina ragmen, Santa Barbara ayni zamanda oldukca da tutucu bir yer. Polis, kimsenin taskinlik yapmasina goz yummuyor.

Kaliforniya'da tum sahil sehirlerinde oldugu gibi, Santa Barbara'da da denizin uzerinde, direklerin uzerine kurulmus ve restaurant ve kafelerden olusan bir merkez var. Burada ayrica isteyen balik da tutabiliyor. iste bu pelikan da balik avlayanlarin yaninda nasibini arayanlardan...

Sahil boyunca devam edildiginde, genis bir plajin yaninda ki limana ulasiliyor. Limanda, her boydan ve her fiyattan tekneler var. Bu teknelerle Santa Barbara'nin karsisindaki adalari ziyaret etmek mumkun. Tabii suya dusup, kopek baliklarina yem olmamak kosuluyla.


Gunesin batisiyla beraber, limandaki teknelerin denize vuran golgeleri nefis bir manzaraydi.


Aksam, herkes en guzel elbiselerini giyip, santa Barbara'nin merkezine dogru yurumeye basladi. Bu merkezde ne var derseniz? Birbirinden lux, marka magazalar, iclerinde canli muziklerin yer aldigi pahali restaurantlar diyebilirim. Tabii butun bu magazalarin arasinda, ucuk kacik magazalara rastlamak da mumkun. Pembe magaza bunlardan biri.


Wednesday, September 2, 2009

CHICAGO



Bu sene biletleri Orbitz'den ucuz almamin tek iyi yani, Chicago'da yaklasik 10 saat beklemek zorunda kalmam oldu. Yanimda cocuklar ve koca da olmadigi icin bir an kendimi, universite sonrasi yaptigim Ingiltere ziyaretinde gibi hissettim ve Chicago'nun downtown'i ni karis karis gezdim.



Guzel tarafi, tekerlekli el bagajini alip, kendisini sokaklara firlatan tek kisinin benim olmadigimi gormekdi. Sanki bir turist sehri. Yoksa herkes benim gibi Orbitz'den bilet aldi da, havaalaninda bilmem kac saat beklemek zorunda kaldi diye dusunmedim de degil. Neyse, havaalaninda downtown'a gitmek hic zor olmadi. Havaalaninin en alt katina inip, trenlere ulasinca, ver elini downtown'a giden tren. 2.5 dolar gidis ve 2.5 dolar donus. Yani bu gezi toplam 5 dolara mal oluyor:).


Downtown biraz New York gibi, yuksek binalari var. Ama Manhattan'in o kendini begenmisligi yok. Biraz daha mutevazi. Eger bir mimar yada insaat muhendisi iseniz, Chicago'daki binalar sizi buyuleyecektir. Hepsi birbirinden farkli modern binalar ile, eskinin hala cazibesini koruyan nefis yapilari icice, uyum icindeydiler.

Chicago'ya giden birisinin mutlaka yapmasi gereken sey, Sears Tower'a cikmasi. Yanlis hatirlamiyorsam, 15 dolar giris parasi aliyorlar. Dunyanin en yuksek binasi imis. Gerci, binanin tepesine sonradan anten filan eklemisler, ve ancak bu sekilde Tayvan'daki Taipei 101 Tower'i gecebilmisler. Eee o kadar hilede olsun artik:).

Cok guzel parklari var. Buckingham Palace Park, bunlardan biri. Kocaaaamaaan bir havuz, icinde sular akiyor, etrafi yesillendirilmis. Biraz Londra'daki sarayin onundeki parkin havasi var.

Bir diger park, Abraham Lincoln'un heykelinin bulundugu park. Parkin icine bir kisma, beyaz lahanalar, yesil kivirciklar filan dikmislerdi. Adini da art koymuslar. Bu tip bir calismayi seneler oncede New York Manhattan'daki parkta gormustum ve cok komik gelmisti bana.
Yol boyunca, icinde sularin, fiskiyelerin bulundugu daha pek cok park sehrin icinde yer almakta. Bu parklarin cogunda, cocuklar, buyukler, sicak havanin etkisiyle, kendilerini sularin altina atmaktalar.

Downtown'da cok guzel magazalar var. Butun markalarin, buyuk magazalarini bulmak mumkun.

Ama ben bu kadar tabana kuvvet yurudukten sonra, magaza bakmak yerine, havaalanina geri donup, nefis bir starbucks kahvesi ile dinlenmeyi tercih ettim.
.
Baska bir gezide bulusmak dilegiyle...

Wednesday, May 6, 2009

BIR ANNELER GUNUNE YAKLASIRKEN

Bu aciya benim bile yuregim (sirf insan oldugumdan) dayanamazken, insanin kendi akrabalarina bu zulmu yapabilmesine inanmak cok zor geliyor. Mal, mulk, para, kiskanclik, tecavuze ugrayan akraba, vs. hepsi laf, hepsi hikaye....

Bu kadar kabak gibi ortaya cikan, cahilligin, geri kalmisligin boyutunu gorememek icin daha hangi katliamlarin olmasi gerekiyor ki?

Yurdumuzun insanlari...

Anasiz, babasiz kalan 70 cocuk...

Dogmadan katledilmis cocuklar...

Daha hayatlarinin basinda, asla unutamayacaklari aci ile tum omrunu gecirmek zorunda kalacak olan cocuklar...

Hala zamani gelmedi mi, sagi, solu, kuzeyi, guneyi, bir kenara birakip, bu insanlari egitme vakti hala gelmedi mi?

Insanin, insan olmaktan utanc duydugu anlardan biri daha...

Gelde kolaysa, yuregine siniyorsa, anneler gununu kutla, kutlayabilirsen...





Hurriyet, Milliyet ve Aksam gazetesinden alintilar:
*******************
Genç imamın cenaze namazını Bardakoğlu kıldırdı. Bardakoğlu tören öncesi Hürriyet’e şunları söyledi:"Karıncayı incitmeyi, kuş yuvasını bozmayı bile insanlığın mürüvvetine aykırı gören dinin mensubu olduğumuz halde bu vahşetleri yapıyor olmamız gösteriyor ki, bir yerde yanlış yapıyoruz. Bu yanlışı arayıp bulmalıyız. Psikologlar, din adamları, siyasetçiler, eğitimciler, hepimiz başımızı iki elimizin arasına alıp, ’ne oluyor bize, bu acımasızlık, bu sevgisizlik niye’ diye sormalı ve ortak aklı vakit geçirmeden oluşturmalıyız. Bu vahşeti, töre cinayeti ya da kan davasıyla izah edemeyiz. Bu din dışı, insanlık dışı bir vahşettir."
****************
70 çocuk öksüz ve yetim
***************
Mardin Mazıdağı Bilge Köyü'ndeki saldırının en acı yüzü. Tam 70 günahsız çocuk bundan sonra yaşamını annesiz ve babasız sürdürecek. Talihsiz çocuklar Anneler Günü'ne annesiz girecek. Mardin Sosyal Hizmetler Müdürü, öksüz ve yetim çocuklar arasında süt emen bebekler olduğunu söyledi
***************
Zanlı A.K.Ç.'nin ifadesinde, karşı taraftan birinin kendi ailelerindeki bir kıza tecavüz ettiğini öne sürerek, 'Sevgi Çelebi'yi gelin istedik, vermediler. Çocuk ve kadınları geride intikam alacak kimsenin kalmaması için öldürdük' dediği öne sürüldü. Öte yandan saldırı planının Sabri Resul Türbesi ve Kırçeşme Köyü Camii'nde yapıldığı iddia edildi.
**************




Sunday, March 22, 2009

GURBETTEYIM GURBETTE

Yureginin bir tarafinin hic bitmeden kanamasidir gurbet...
Dunyada yasarken yakinlarini yitirmektir...
Kacistir gurbet, birilerinden, bir seylerden...
Mutluyum sanirsin, alistim sanirsin, unuttum sanirsin...
Ama yanilirsin..
Ne unutulur, ne alisilir, ne tam mutlu olunur..
Dogru olani da budur zaten, hak olani...
Hak olani budur..
Hakkina razi olmayan, kendisine verilenle yetinmeyen,
Diyetine de razi olmalidir bu yolcuklukta..
Oyle bir kaderdir ki,
anadan, kiza gecer..
Oyle bir yolculuktur ki bu, kizlar analarinin cezalarini ceker..
Oyle bir ciledir ki bu, ne ceken hatirlar, ne cekmeyen bilir..
Oyle bir yalnizliktir ki bu boslugunu en yakinlarin, en sevdiklerin bile dolduramaz..
Oyle bir yoldur ki bu, donusu yoktur...
Ya o yola hic cikmayacaksin, yada cikinca donemeyeceksin...

Tuba, San Diego, 2009